Murat Dalkılıç ölümden döndü
Murat Dalkılıç ölümden döndü
Rumy Al-Qahtani'den Türkiye mesajı
Rumy Al-Qahtani'den Türkiye mesajı
2024 Ocak ayına dair turizm verileri
2024 Ocak ayına dair turizm verileri
Cep telefonu şebekesi 30. yılı
Cep telefonu şebekesi 30. yılı
123456789
Murat Dalkılıç ölümden döndü
Murat Dalkılıç ölümden döndü
Rumy Al-Qahtani'den Türkiye mesajı
Rumy Al-Qahtani'den Türkiye mesajı
2024 Ocak ayına dair turizm verileri
2024 Ocak ayına dair turizm verileri
Cep telefonu şebekesi 30. yılı
Cep telefonu şebekesi 30. yılı
123456789

Prof. Dr. Saltık: Yoksullaştırma politikası uygulanıyor

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, derinleşen yoksulluğun çocuklarda bodurluk, aşırı zayıflık, obezite ve direnç düşüklüğünden kaynaklı ağır ve bulaşıcı hastalıklarla ölümlere neden olduğuna dikkat çekerek, bunun 'yoksullaştırma' politikasının sonuçları olduğunu söyledi.

İlknur Yağumli

ANKARA- Atılım Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, ekonomik krizle giderek derinleşen yoksulluğun çocuklarda bodurluk, aşırı zayıflık, obezite ve direnç düşüklüğünden kaynaklı ağır ve bulaşıcı hastalıklar ile ölümlere neden olduğuna dikkat çekerek, bunun 'yoksullaştırma' politikasının sonuçları olduğunu söyledi. Saltık, yeterli-dengeli beslenemeyen çocukların ruhsal ve zihinsel olarak da gelişemediğini belirterek, çocuklarda yaşam kalitesi ve zihinsel yaratıcılığın düşeceğine vurgu yaptı. Saltık, "Yoksul, işsiz, kavruk, zayıf, beden direnci düşük, yaratıcı olmayan hatta çağını ve sorunlarını kavramaktan uzak, 'Kalabalık, niteliksiz bir sürü'ye dönüşebilir toplum! Rahatlıkla yönlendirilebilir. Birtakım siyasetçiler bunu çok isteyebilirler" dedi.

Türkiye'de derinleşen yoksullukla evlere et, süt, meyve, sebze girmesinin gittikçe zor bir hal alması hem çocukların hem de toplumun sağlığını tehlikeye atıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın 9 Haziran 2022 tarihli küresel açlık verilerine göre, Türkiye’nin yüzde 18’i yeterli beslenemiyor. Aynı veriler, Türkiye’de 5 yaş altı çocukların yüzde 1,7'sinin akut yetersiz beslenme, yüzde 6'sının ise süregen (kronik) yetersiz beslenme yaşadığını ortaya koyuyor. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (Mülkiye), Sağlık Hukuku Uzmanı ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık'ın, yoksulluk ve gıda yetersizliğinin toplum üzerindeki etkilerini GAZETE DURUM'a anlattığı ilk söyleşinin (https://www.gazetedurum.com.tr/ozel-haber/prof-dr-ahmet-saltik---turkiyede-zek%C3%A2-duzeyi-geriliyor--4163) ardından, yeterli-dengeli gıdaya erişememenin çocuklarda yarattığı sağlık sorunlarını şöyle değerlendirdi:

Dünyada ve Türkiye’de yoksulluk, açlık ve gıda yetersizliği verileri alarm veriyor. Bu yakıcı kitlesel sorun bağlamında çocuklar nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya?

Dünyada her 10 çocuktan 1’i aşırı tartılı. Gelişmekte olan ülkelerde, her 10 çocuktan 1’i aşırı zayıflık nedeniyle risk altında. Bir yandan kavrukluk ve bodurluk, bir yandan tersine fazla kiloluluk ve hatta şişmanlık (obezite). Beslenme sorunlarının (yetersiz ve dengesiz beslenme) bedelini neredeyse katlıyor. ‘Hastalık yükü’ giderek ağırlaşıyor. Özellikle gelişmekte olan yüksek doğurganlığa sahip ve kalabalık nüfuslu ülkeler için sürdürülemez çok yönlü sorun. Toplumsal, ekonomik, ekinsel (kültürel), eğitimsel, tıbbi kısacası çok boyutlu bir sorun. Üstelik pahalı olan nitelikli protein bakımından yetersiz ama görece ucuz karbonhidrat, -yağ ağırlıklı beslenme- zayıf, kavruk görünümü engelleyerek gelişme sorununu maskeleyebilir. Bu yönüyle, çocukların özellikle ilk 5 yaşta bedensel (fiziksel) ve zihinsel (mental) büyüme ve gelişmelerinin düzenli aralıklarla ve özenle izlenmesi gerek.

2019’da yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre 15-18 yaş arası çocuklarda bodurluk oranı yüzde 4,6. Çok zayıf (kavruk) olanların oranı yüzde 15,6 ve şişmanlık oranı yüzde 8,3. Özellikle Covid-19 küresel salgını 2,5 yıla varan kuşatmasıyla obezite sorununu dünya genelinde ve ülkemizde daha da yaygınlaştırdı ve ağırlaştırdı. Türkiye’de Okul Çağı Çocuklarında Büyümenin İzlenmesi Araştırma Raporu’na göre, Doğu Anadolu’da süregen (kronik) açlık çeken çocukların yüzde 3,5’i ve Güneydoğu Anadolu’da yüzde 5,4’ü “bodur” kaldı. Bodurluk (stunted), 5 yaş altı çocuklarda yaşa ve cinsiyete göre beklenen boyun çok altında (2 standart sapmadan daha fazla) kalma olarak tanımlanmakta.

Çocuklarda fiziksel bodurluk, bir süre sonra ruhsal bodurluğu ve örselenmişliği de birlikte getiriyor mu?

Elimizdeki son verilere göre, 5 yaş altındaki çocukların dünya genelinde yüzde 22'si yaşına göre bodur; Küresel toplum için utanç verici bir durum. “Bodur kalmak” uzun süreli ciddi ağır beslenme yetersizliğinin sonucu. Kısa süreli beslenme yetersizliği zayıflığa yol açar. Çocuklarda beslenme yetersizliği 1-2 ayı geçerse, boy alımı durur ve çocuk bodur kalabilir. Bodur kalan bu çocukların ruhsal enerjileri de yeterli gelişemiyor. Duygusal küntlük (apati), öğrenme güçlükleri, sosyalleşmede zorlanma, bedensel-zihinsel kapasitenin geri kalması, coşku azalması, içe dönüklük, yaratıcı yeteneklerin gelişememesi, ruhsal-bedensel hastalıklara, kazalara yatkınlık, daha kısa ve niteliği düşük bir yaşam, beceri edinmede güçlük, yoksulluğa mahkum kalma!

Eğer yoksul ailelerin çocukları şöyle veya böyle, bir miktar karbonhidrat sağlayabilirlerse yani ekmek, yağ, un, şeker, kurabiye, pasta gibi -ki o da çok zor ekmek de çok pahalı biliyorsunuz, insanlar ucuz ekmek için Halk Ekmek kuyruklarında- aşırı karbonhidratla beslenme nedeni ile bu çocukların bir bölümü zayıf görünmeyebilir kısa hatta bodur kalırlar. Onlarda durum iyice acı, yoksulluğun tavana vurduğu aileler… İyi kötü biraz karbonhidrat alabiliyorsa çocukların kilosu yerinde görünebilir. Bu bizi aldatıp kötü beslenmeyi maskeleyebilir. O bakımdan mutlaka boy değerlendirmesi de yapmak gerekir yaşına ve cinsiyetine göre. Yukarıda da vurguladığım üzere sürekli koruyucu sağlık hizmeti!

Yetersiz beslenme 0-5 yaş arası ve okul çağı çocuklarda hangi sağlık sorunlarına yol açıyor? Çocukların entelektüel gelişimini nasıl etkiliyor?

Bulaşıcı hastalıklarla savaşta, yeterli-dengeli beslenme çok temel bir girdi bildiğiniz gibi. Çocuklarda bulaşıcı hastalıklara direnç düşüyor bu nedenle sık sık enfeksiyonlar, ishal, zatürre görüyoruz. Yetersiz-dengesiz beslenen çocuklar çok daha ağır geçiriyor bu hastalıkları. Daha yüksek oranda ölümlere yol açıyor. Ayrıca engelli kalmalara da yol açıyor. Diyelim ki aşısı yoksa menenjit geçirdiyse hem fiziksel hem de mental olarak ciddi engelli kalabiliyor.

Bağışıklık sistemini güçlendiren, sistemin hastalıklara karşı savaşırken ürettiği antikorlar proteinlerdir. Eğer yeterli-dengeli beslenme ile nitelikli proteinleri yeterince alamıyorsanız, bağışık sisteminiz sizi bulaşıcı hastalıklardan ve kanserden korumada çok zayıf ve yetersiz kalır. Dolayısıyla her türlü hastalığa açık ve yatkın olursunuz. Yaşam kaliteniz düşer, yaşam süreniz kısalır. Zihinsel yaratıcılığınız düşer, bunu vurgulamak isterim özellikle. Bir Goethe çıkartamazsınız, bir Einstein çıkartamazsınız ve ayrıca bu tablo, toplum içindeki sınıfsal yapı desenini de uçurumlaştırır ve sınıflar arası geçişi olanaksızlaştırır. Kastik (katı sınıfsal) bir sosyolojik yapıya dönüştürür toplumsal dokuyu. Yoksul yoksul kalmaya, reaya yani köylü köylü kalmaya, reaya oğlu reaya, yoksulun oğlu-kızı yoksul olmaya devam eder söyleşimizin ilk bölümünde de altını çizdiğim üzere. Toplumsal eşitsizlikleri azaltamayız, daha da derinleşir.

5 yaş altı çocukların yeterli gıdaya erişebilmesi ve beslenme eşitsizliklerinin giderilmesi için ne yapılmalı? Okul beslenme programları çözüm olur mu?

Sağlık Bakanlığı'nın 5 yaş altı çocuklara özel bir önem ve özen göstermesi gerekiyor. Genel ve yerel yönetimlerin aşısız çocuk bırakmaması, okul öncesi çocuklara beslenme desteği verilmesi, okul öncesi eğitime çocuklarını göndermeyen ailelere, gebe kadınlara, beş yaş altı çocukları olan ailelere, mutlaka yerel ve genel yönetimlerin gıda desteği sağlaması gerekiyor. Nitelikli protein içeren süt ve ürünleri, meyve, hayvansal-bitkisel proteinler, vitamin-mineraller başta olmak üzere.

Yoksulluk ve çocukların yeterli, sağlıklı gıdaya erişimindeki zorluklar sizce politik bir tercihi mi?

Türkiye'de son 6 aydır büyük bir hızla ağırlaşan yoksullaştırma, kişi ve toplum üzerinde son derece çarpıcı olumsuz sonuçlar yaratıyor. Çocuklar toplumların geleceğidir. Onlara ancak yeterli-dengeli beslenme ve sağlık hizmeti ile başlayarak, eğitim hakkını da ekleyerek destekleyici, sevgiye dayalı, şefkate dayalı yol göstermeye dayalı, doğumdan getirdikleri potansiyelin en üst sınırına ulaşmalarını sağlayıcı bir toplumsal dayanışmacı sistem kurarsak beklediklerimizi onlardan alabiliriz. Onlara bunları vermediğimizde yoksul, işsiz, kavruk, zayıf, beden direnci düşük, yaratıcı olmayan hatta çağını ve sorunlarını kavramaktan uzak, “kalabalık, niteliksiz bir sürü”ye dönüşebilir toplum! Rahatlıkla yönlendirilebilir. Birtakım siyasetçiler bunu çok isteyebilirler. AKP bunu böyle yapıyor. Bilerek ve isteyerek. 'Çok çocuk yapın, Tanrı rızkını verir' diyor. Ama böyle bir şey yok, Allah’ın karıştığı yok, yoksulluk ve açlığın ülkede, dünyada nerelere vardığını görüyoruz. Dolayısıyla son durumu, yabanıl (vahşi) kapitalist yoksullaştırmanın Türkiye'de yarattığı yıkımı ortaya koyan güncel bilimsel araştırmalara hızla ve ciddi biçimde gereksinimimiz var. 

Dünyada da gıda krizi tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. BM verilerine göre, dünya genelinde 1,9 milyar insan ciddi düzeyde gıda güvensizliği içinde. Her 4 insandan 1’inin gıda güvencesi yok. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her 4 insandan 1’inin gıda güvencesi yok; yarın ne yiyeceği / bulacağı belirsiz! Bir yandan savaş koşulları, bölgesel Ukrayna- Rusya savaşı, bir yandan küresel iklim felaketi. Küresel iklim felaketinin getirdiği kuraklık, açlık, tarımsal üretim yetersizliği, bir yandan da korkunç nüfus artışı (her yıl 80 milyon!) dünyada çok ciddi sorunlara gebe. İvedi olarak yapılması gerekenlerin başında, anormal nüfus artışını sınırlamak geliyor. Artık dünya daha çok nüfusu kaldıramıyor. Mutlaka, dünyadaki kapitalist sömürü sisteminin neoliberal vahşetin sonlandırılıp daha dayanışmacı, daha insancıl, daha paylaşımcı, doğaya saygılı bir toplum düzeni kurulması gerekiyor. “Sürdürülebilir kalkınma” bitti, duvara dayandı, sürdürülemez oldu. Devletlerin mutlaka sosyal, dayanışmacı politikalar izlemesi gerekiyor. Hiç unutulmasın, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 25. maddesinde 4 temel insan hakkından biri beslenmedir. Bütün insanların dengeli-yeterli beslenme temel hakkı vardır. Bu hakkın gerçekleştirilmesi uygar insanlığın görevidir ve bu olanaklıdır. Bu da adına küreselleşme denen -gerçekte emperyalizmin ta kendisidir- vahşi sömürü düzeninin ülkemizde ve dünyada sonlandırılması için bilinçli bir küresel dayanışmayı gerektirmekte.